yazar adı gereklidir!

göster şifre gereklidir!

şifreni mi unuttun?

yazar adı gereklidir!

e-mail gereklidir!

göster parola gereklidir!

7 + 11 =

şifrenizi mi unuttunuz? Endişelenmeyin! Aşağıdaki bölgeden şifrenizi sıfırlayabilirsiniz!

e-posta gereklidir!

girişe dön

kapat

suriçi

İstanbul’un en eski bölümüdür. Kuzeyde Haliç, doğuda Boğaz, güneyde Marmara ile sınırlanır. Tek kara bağlantısı batıdandır ve çevresi Bizans döneminden kalma surlar ile sur yıkıntıları tarafından çepeçevre sarıldığından Suriçi diye anılır.


istanbul’un ilk harcını, isa’nın doğumundan yaklaşık 700 yıl önce, orta yunanistan kentlerinden olan megara’dan gelen bir grup kardı ve kalkedon’u, yani bugünkü kadıköy’ü kurdu. bundan yaklaşık 25 yıl sonra gelen ve başlarında kral byzas olan ikinci megaralı grup ise sarayburnu’nun olduğu yere yeni yurtlarını kurdu ve adına byzas dedi. işte bugün “tarihi yarımada”, diğer deyişle “suriçi” olarak bilinen bölgenin bu öyküsüyle beraber, istanbul’un şiirlere, efsanelere, hafızalara konu olacak yolculuğu da başlamış oluyordu.“nefs-i istanbul” tarihi boyunca 140 adla anıldıinsanlığın zengin birikimlerini taşıyan “nefs-i istanbul”, henüz milattan sonra 330 yılında, doğu roma imparatorluğu’nun başkenti oldu. büyük roma imparatoru 1.konstantinus döneminde istanbul’un nüfusu dört misli büyüyerek 200.000’e ulaştı. roma imparatorluğu’nun başkentinin roma şehrinden istanbul’a geçişi 40 gün süren eğlencelerle kutlandı. istanbul’un adı da “yeni roma” anlamına gelen “nova roma” olarak kondu. istanbul daha sonraki tarihi süreç içerisinde konstantinopolis, roma, asitane, dersaadet, el faruk, islambol, darü’l hilafe gibi yaklaşık 140 ad ve unvana sahip oldu.surlar, avrupa’nın en uzun savunma yapılarındançiftçilik ve balıkçılıkla zenginleşen istanbul, ege’den karadeniz’e gidip gelen gemilerin uğrak yeri konumuna yükselen haliç limanı’yla çok geçmeden bir dünya kenti oldu. adına “eski dünya” denilen akdeniz havzası buradan yönetildi. dolayısıyla bu “tarihi yarımada”, eşsiz güzelliği ve stratejik konumu nedeniyle başka devletlerin ve büyük liderlerin iştahını kabarttı, hayallerini süsledi. bu yüzden istanbul, yüzyıllar boyunca onlarca saldırı, işgal ve kuşatma yaşadı. bu imparatorlar şehrini koruyan ana savunma unsuru, şehri çepeçevre saran surlardı. her krallık veya imparatorluk, bu emsalsiz yerin güvenliği için şehri sarmalayan surlar inşa etmişti. şehir sürekli büyüdüğünden, yeni yapılan surlar, bir öncekini de kapsayarak genişliyordu. sonuçta 30 kilometreye yaklaşan uzunluğuyla avrupa’nın en uzun savunma yapılarından biri ortaya çıkmıştı. işte, eski istanbul’a (yani nefs-i istanbul’a) “suriçi” denmesinin sebebi buydu.üç imparatorluğun başkenti2700 yıllık tarihi boyunca “tarihi yarımada”, diğer deyişle “suriçi” 3 büyük imparatorluğa başkentlik yapan tek dünya şehri oldu. bunlar, doğu roma, bizans ve son olarak da osmanlı imparatorluklarıydı. doğu roma’dan bizans’a geçiş niteliksel değil, niceliksel bir geçişti. bugünkü eminönü ve fatih ilçelerini kapsayan istanbul suriçi, yaklaşık 2700 yıllık tarihi boyunca çok köklü uygarlık izleri bıraktı. çok farklı kültürlerden, dinlerden, medeniyetlerden süzülüp gelen anıtsal yapılar, mimari eserler, kültürel değerler tarihi yarımada’yı bir bir süsledi.“dünya mirası”nın farkında mıyız?ancak, günümüz insanı bu değerlerin hiç de farkında değil... bırakalım türkiye genelini, istanbul’un bu bölgesinde yaşayıp da etrafını saran yüzlerce anıtsal ve mimari eserin ne ifade ettiğini kaç kişi biliyor? bu bölgeye, hemen her gün dünyanın dört bir tarafından yüzlerce turist geliyor ve insanlığın bu derin izlerini en küçük ayrıntısına kadar duyumsayarak hazzediyor. oysa bu toprakların ev sahipleri ise, ağır medya bombardımanıyla da pekiştirilen popüler “cılk” kültürün adeta birer aktif oyuncusu rolüne soyunmuş durumdalar. kah taraftarı olduğu takımın kavgasını yürüterek, kah “kaynana”, ”gelin” muhabbetleri yaparak, kah da günlük ekmeğini kazanma telaşında olarak mecburiyetten(!) oysa ortaokuldan başlayarak eğitimin her kademesinde, sokakta, iş yerinde ne de çok (hamasi) “tarih nutukları”yla yoğurmuştur fikriyatını, günlük yaşamını... halbuki hemen burnunun dibinde pratik ders alabileceği o kadar çok değere sahip ki!..dünyanın “sıfır noktası”örneğin sultanahmet’te bulunan “milion taşı”nın ne olduğunu, nerede bulunduğunu ve ne anlam ifade ettiğini kaçımız biliyor? o milion anıtı ki, bulunduğu yer, yaklaşık 2500 yıl boyunca dünyanın tam ortası, yani sıfır noktası sayıldı (şimdiki grinwich).“her yol sultanahmet’e çıkar!”bütün mesafe, saat, takvim ayarı buraya göre yapıldı (taa ki dönemin ingiliz sömürgeciliği grinwich’i uyarlayana kadar). istanbul uzunca bir dönem doğu roma imparatorluğu’nun başkentiydi ve “her yol roma’ya çıkar!“ sözü işte bu “milion taşı” sebebiyle üretilmişti. dünya hıristiyanlığının ilk anıtının çemberlitaş’taki imparator 1. konstantin anıtı olduğundan haberdar mıyız? o anıt ki, imparatorun annesi, kudüs’ten, isa’nın gerildiği çarmıhı getirtmiş ve bu anıtın dibine koydurtmuştu. veya dünyaca meşhur “kaşıkçı elması”nın, eğrikapı çöplüklerinde bir fakir tarafından bulunup, 3-4 tahta kaşık karşılığı satıldığını biliyor muyuz.? peki ayasofya’nın hıristiyanlığın ilk abidevi kilisesi olduğunu? ya da eyüp sultan’ın surların kuşatılması sırasında bu bölgede öldüğünü? hipodrom’u, at meydanı’nı, tekfur sarayı’nı, topkapı’yı...?kardeşliğin ve hoşgörünün toprağı“suriçi”nde kültürler, dinler, ırklar yüzlerce yıl barış içinde, bir arada yaşadı. birbirini dışlamadan, saygı duyarak... osmanlı dönemi, suriçi’nin bu özelliklerinin daha da pekiştiği bir süreç oldu. örneğin, ermeni patrikhanesi, fatih sultan mehmet’in isteğiyle kuruldu. osmanlı mimarlık eserleri peşi sıra yükselirken, roma ve bizans uygarlığından devam edegelen eserler (1-2 istisna hariç) yıktırılmadı... tarihi boyunca hep ilklerin ve hoşgörünün başkenti oldu “nefs-i istanbul”... roma medeniyetini misafir ederken pagan olabilmiş, isa’dan sonra ise ilk özgür hıristiyanları bağrında büyütebilmişti... fetihten sonra kapılarını islama açarken, din baskısından ötürü ispanya ve portekiz’den kaçan yahudileri bir ana sıcaklığıyla kucaklayabilmişti suriçi... çok farklı din ve kültürler, bir arada, barış içinde yaşamanın ahengini ve güzelliğini suriçi’nde öğrendiler... bu armonide, müslümanlarca kutsal mabetlerin harcını gayr-ı müslim tebalar kardı, tüm hünerlerini sergileyerek... paskalyalarda, ramazanlarda komşu evler, inancın tevekkülünde birleştiler dinlerine bakmaksızın... yahudi gelinin boynunu süryani kolyeler süsledi dışlanmadan... sokakta oynayan, okula giden her çocuk, birkaç dilde “günaydın!” demeyi de, küfretmeyi de bilirdi suriçi sokaklarında, her esnafın birkaç dilde “kaç para?” veya “bereket versin!” demesini bildiği gibi...dünya şehriancak özellikle 1950’lerden sonra büyü bozuldu. uygulanan yanlış kentleşme politikaları bölgedeki zengin tarihi dokuya büyük zarar verdi. ayrıca dönem dönem değişiklik gösteren siyasi ve sosyal politikalar da buradaki çok kültürlü ve renkli toplumsal hücreyi erozyona uğrattı. bugün suriçi yitip giden binlerce eserine rağmen, ayakta kalma mücadelesi veren yüzlerce değeriyle halen bir “dünya mirası” olma özelliğini koruyor. giden için “çok üzülmek” ,ancak kalanlar için de “duyarlı” olmak zorundayız. “suriçi”, diğer deyişle “tarihi yarımada”, bir “dünya şehri”...tarihten güncele yolculukankara televizyonu belgesel programlar müdürlüğü tarafından hazırlanan 8 bölümlük “tarihin kıyısında suriçi” belgeseli, tarihten güncele keyifli bir yolculuk... yapım süresince, bölgede gerçekleştirilen çekimlerin ve yapılan röportajların yanı sıra birçok sanatçı ve grup da fiilen katılarak belgesele destek sundu.30 mayıs 2005’ten itibaren trt-2’de yayınlanacak olan belgesel zafer akturan (yapım-yönetim), uğur hoşafçı, tahir ateş (kamera) , şule selen (kurgu), mustafa akturan, gürkan anıl, ahmet osan (yapım yönetim yrd.), ahmet aksoy (seslendiren), engin aybakan (seslendirme yönetmeni) imzasını taşıyor.