Tarihimizde cinsellik pek ele alınmamış bir konu...Daha önce hiç duymadığınız hikayeleri belgeleriyle okumak ister misiniz?
Tarihimiz sadece savaşlar ve fetihlerden ibaret değil. Yaşayan bir toplum ve onun kuralları çerçevesinde yürüyen bir hayat var. Dün, bugün ve yarın, ne kadar farklı olursak olalım, bazı konular aynı. Yaklaşımlar her ne kadar farklı olsa da geçmişimizde bazı konuların günümüzden daha rahat konuşulup yazılabildiğini görmekteyiz. Açıkçası bu yazıyı yazmamda yakın tarihimizi incelerken tesadüfen bulduğum bir kitap etkili oldu. 1913 yılına ait bu kitabın ismi "Zifaf Gecesi Harem Ağasının Muaşşakası"Kitabı tesadüfen bulmuştum, hemen okudum. Osmanlıca yazılan bu erotik hikaye, o döneme göre ciddi, 2016 yılına göre kahkahalarla gülebileceğiniz bir eser. Biraz daha bu konuyu kazımaya başladığımda, dünya literatürü ile boy ölçüşebilecek cinsel içerikli erotik eserlerimizin olduğunu gördüm. Sadece cinsel içerikli erotik eserler değil; mahkeme kayıtları, Mühimme defterleri (Divan'da konuşulan konuların yazıldığı) kısacası bir çok yazılı evrak... Ben bu eserlerden bilgi ve belge toplayarak bu yazıyı yazmaya karar verdim. Toplumda yaşanan her olay, hangi zaman dilimi olursa olsun tarihin konusudur. Bu yazıda anlatılacak olanlar da tarihin içinde yer alan konulardan bir tanesidir.
Osmanlı toplumsal hayatında kadınların sadece evde oturduğu ve dışarıya hiç çıkamadıkları gibi bir tez vardır. Oysa toplumsal hayatın içinde kadına çok sık rastlarız. Devlet her ne kadar kadının evde oturmasını istese de, bu konu bir şekilde her zaman bir 'yan yol' bulunarak çözülmüştür. Kadınların en sık sokağa çıktıkları zamanlar, dini bayramlardır. Özellikle Ramazan gibi aylarda kadınlar toplu bir şekilde Teravi Namazlarına giderlerdi. Osmanlı'da bu durum karşısında gelen şikayetler üzerine kadınların namaz sonrasında derhal evlerine gitmelerine, meydanlarda dolaşmamalarına yönelik yazılı kayıtlar vardır. Fakat dediğimiz üzere bu yasaklar hep bir şekilde delinmiştir.Kadınları, toplumun her alanında görebiliriz. Kimi zaman padişahın kılıç kuşanmasında, kimi zaman ise Cuma selamlığında ve bayramlarda, özellikle kadınlar her yerdedirler. Bunu seyyahların ve büyükelçilerin raporlarından görebilmekteyiz. Hatta Patrona Halil İsyanı'nda bile İstanbul'da bulunan seyyah ve büyükelçiler erkeklerin öldürülme korkusuyla evlerine saklandığını, kadınların ise sokakları doldurduğunu anlatır. Genç kadın ve erkekler, o dönemde de flört etmektedir.1572'de yazılan bir ferman bu konuda ilginç bir örnek teşkil etmekte... Sevgililer buluşmak için bugün bile İstanbul'un en uhrevi yerlerinden biri olan Eyüp'ü mesken tutmuşlardır. Buradaki kaymakçılar, genç sevgililerin buluştuğu, kimi zamansa daha serbestçe sevişebildiği mekanlar haline gelmiştir. Bazı yerlerde yapılan sazlı sözlü eğlencelerden dolayı halk ezanı duyamadığına yönelik şikayetlerde bulunmuştur. Konu, Divan görüşmelerine yansımış ve Mühimme defterlerine geçilmiştir. Bunun üzerine Eyüp Kadısı'na bir fermanla durum bildirilerek gerekli uyarılar yapılır. Flört, 1583 tarihli bir evrakta İstanbul'da kayık tartışmasını da başlatmıştır. Kayıklara binen genç çiftler burada nispeten birbirlerine yaklaşmaktadır. Daha özel kayıklarda farklı şeyler yapıldığını duyan halkın yoğun şikayetleri üzerine, genç kadın ve erkekler kayıklara uzun bir zaman bindirilmemiş ve konuda yasaklar olmuştur.
Bu tarz olaylar Osmanlı'da sanıldığının aksine Arabistan modeli bir şeriatın olmadığının açık göstergesidir. Günümüzde kadın erkek ilişkileri ve cinsellik hakkında yazamadığımız, hatta kimi zaman anlatamadığımız olayların o dönem anlatıldığını hatta kaleme alındığını net bir şekilde görmekteyiz. Osmanlı'da müstehcen olduğu için toplatılan ilk kitap, Tanzimat dönemine rastlar. Zenanname yani 'Dünya hanımlarının kıyafetlerinin' anlatıldığı bu kitap, aşırı müstehcen bulunduğu gerekçesiyle Sadrazam Ali Paşa tarafında imha edilmiştir.Tarihimizde cinsel içerikli yayınların hangi önemde olduğunu bilmek için, 'bahnameleri' bilmek gerekir. Bahnameler, 13 ya da 14. yüzyıla kadar içerik olarak cinsel sağlık kitaplarıdır. 16 ila 17. yüzyıldan itibaren ise bu kitaplar, tamamen cinsel içerikli yayınlara evrilmiştir ve Osmanlı tarihinin gerek yazı gerekse minyatür anlamında en renkli kitaplarıdır. Konya Koyunoğlu Müzesinde şehzadeler için yapılmış çok ince işlemeleri olan eşsiz bir bahname bulunmaktadır. Osmanlı döneminin önemli bahnamelerinden biri de, 'Cüce Mahmut Bahnamesi'dir. Bu kitap, 1. Abdülhamit'in özel kütüphanesinde bulunurdu. Osmanlı arşivinde ya da kütüphanelerde birçok bahname halen bulunabilmektedir. 2. Bayezid döneminde Deli Bilader Gazalinin yazmış olduğu, Gumum ve Rafiu'l Humum kitabında (Gamları Defedip Kaygıları Kaldıran) o dönemin pornografik unsurları net bir şekilde aktarılmaktadır.İlginçtir, tarihimizde cinsel içerikli hikayeleri, Nasrettin Hoca ile Karagöz ve Hacivat'ta görürüz. Türkiye'de asla tam anlamıyla yayınlanamayan elimizdeki en eski Nasrettin Hoca kayıtlarını incelediğimizde durum oldukça şaşırtıcıdır. Burada tamamen seks fıkraları ya da hikayeleri anlatılmaktadır. Pertev Naili Boratav, bu konuda eşsiz çalışmalar yaparak edebiyatımıza gerçek bilgileri aktarmıştır. Nasrettin Hoca'ya ait seks hikayelerinin en eski nüshaları, bugün Antalya Elmalı Kütüphanesindedir. Aynı durum Karagöz ve Hacivat hikayelerinde de geçer. Nasrettin Hoca hikayeleri gibi yine pornografik hikayeler içeren Karagöz ve Hacivat oyunlarında da ilginç tipler yer alır. 'Kirli Nigar' bunlardan en önemlisidir. Kir eski Türkçe'de erkek cinsel organı anlamına gelmektedir. Kirli Nigar da kadın kıyafetleri giyinmiş bir erkeğin karakteridir. Bu durumda, tarihte bu tarz olayların sıradan olduğu anlaşılabilir.Cinsellikle alakalı yazılan kitaplar, eserler o kadar fazladır ki, evraklar bugün bile halen rahatlıkla bulunmaktadır. 19. yüzyılın devlet tarihçisi Cevdet Paşa Maruzat adlı eserinde şunları söyler;"Kadın düşkünleri çoğaldı, delikanlı meraklıları azaldı. Oğlancılık sanki yere battı. İstanbul’da eskiden beri delikanlılara karşı olan aşk ve ilgi kızlara yöneldi. Sultan Üçüncü Ahmed zamanından beri devam eden Kağıthane seyri, daha fazla rağbet buldu. Gerek orada, gerek Bayezid Meydanı’nda arabalara işaret verme usulü başladı. Devletin önde gelenleri arasında kulamparalığıyla meşhur Kamil ve Áli Paşalar (o devrin sadrazamları, yani başbakanları) ile onlara mensup olanlar kalmadı. Áli Paşa, yabancıların eleştirisinden çekinerek, kulamparalığını gizlemeye çalışırdı.("Maruzat" / Türk Tarih Kurumu Yayını, sah: 9)2. Meşrutiyet sonrasında, cinsel içerikli yayınlarda büyük bir patlama yaşanır. Dönemin en çok satan kitaplarından biri, 1913 tarihli Zifaf Gecesi Harem Ağasının Muaşşakası adlı eserdir. Bu kitapta harem ağasının erotik macerası anlatılır. Sevmek Sanatı isimli kitap ise Hindistan'ın ünlü Kama Sutra'sının tercümesidir ve yine bu dönemde basılır. Gayri Tabi Aşklar, Aşk-ı Marazi ise yine bu dönemin en çok satılan kitapları arasında geçer. Mehmet Fuat'ın yazdığı Bir Zambağın Hikayesi günümüzde ulaşılması oldukça zor eserlerden biridir. Dönemin ağır pornografik içerikli bu eseri, bugün koleksiyonerlerde ve Erzurum Atatürk Üniversitesi Kütüphanesinde yer alır.
Eşcinsellik, tarihimizde yer alan ve fazlasıyla anlatılan konulardan biridir. Bir erkeğin nasıl olması gerektiğinden tutun da, hangi mevsimde ilişkiye girileceğine kadar her konu detaylıca anlatılmaktadır. Fazılı Enderuni ise eşcinsellik hakkında en önemli eserleri kaleme alan kişidir. 18. yüzyılda yaşayan Enderuni, isyancı bir babanın oğludur. Babası öldürüldükten sonra Endurun'a verilir. Kendisi de eşcinsel olan Enderuni'nin, sevgilisi Süleyman'a yazdığı şiirler dönemin ünlü eserlerindendir. Yine aynı yazar Hubanname (Dünya Erkekleri), Zenanname (Dünya Kadınları), Defter-i Aşk (Başından geçen aşklar), Çenginame (İstanbul'un o dönem erkek dansçıları) gibi kitapları vardır. Bu eserler, günümüz Türkçesine halen çevirilmemekle birlikte, çok güzel basılı örnekleri de vardır. Örneğin, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde, Hubanname ve Zenanname eserlerinin bir olduğu müthiş bir nüshası bulunmaktadır. Burada Amerikalı ve Hindistanlı kadınların tasvirlerine yer veren Enderuni, Hollandalı erkeklerden özel olarak bahsetmiştir.Ünlü seyyahımız Evliya Çelebi, eşcinsellerin, padişah 4. Murat'ın huzurundan kendi bayrakları ile geçişini anlatırken şu ifadeler yer verir;"Bunlar, evsiz-barksız 500 kişidir. Kendi kadir ve kıymetlerini bilmeyip; babullukta, kalatyonozda, findede, Kumkapı’da, San Pavlo’da, meydancıkta, kilise ardında ve tatavlada malum işin yapıldığı yerlerde, boğaz tokluğuna çalıştıkları sırada avlanıp, Subaşı’nın (o zamanın polis müdürünün) tuzağına düşer ve deftere kaydedilirler. İşte, sözü edilen bu kişiler geçit resminde Subaşı ile şakalar ederek yürürler. Bunlar gibi daha nice esnaf mevcuttur ama anlatmakta hiç fayda yoktur ve sadece Subaşı tarafından bilinirler. Resmi geçide katılan deyyusların sayısı 212, pezevenklerin adedi de 300’dür."Eşcinsellik tarihimizde normal olan olaylardan bir tanesidir. Fakat görüşmeler gizli bir şekilde olmaktadır. Bu müzik hayatımızda bile görülmektedir. Ünlü bestekar Küçük Mehmet Ağa'nın 'Evcerha' parçasında, "O ay yüzlü sevgilimizin sakalları çıkmaya başlayınca halimizi anlatan kitaba sevda bahisleri yazıldı" sözleriyle, bir erkeğe duyulan aşk anlatılmaktadır. Bu tarz besteleri Klasik Türk müziğinde, Tanburi Ali Efendi'de de görebilmekteyiz. Divan edebiyatımızda Fuzuli'nin, "Subh çekmiş çerha tıygın táşa çalmış áfitáb / Záhir etmiş ol meh-i delláke aynı intisáb" mısrasının, yani "Sabah usturasını bilemiş, güneş kılıcını taşa çalıp, o ay gibi telláka bağlılığını göstermiş" sözlerinin bir erkeğe yazıldığı çok açık bir şekilde görülmektedir.
Arap Fatı, Giritli Narin, Kirteli Nefise, Balatlı Ayni... Bu isimler, tarihi kayıtlarda adları geçen İstanbul'un ilk hayat kadınlarıdır. 1565 yılında Arap Fatı, mahallelinin ağır şikayeti üzerine yakalanıp sürgün cezası yemiştir. Osmanlı'da fuhuş yapan insanlara ceza olarak sürgün, hapis ya da sopa cezası uygulanırdı. 1859 yılında fuhşun artması üzerine devlet önlem almıştır. Sadrazam Ali Paşa'nın emriyle, suçlarının cezasına göre 48 saat yada 3 ay hapse çarptırılmışlardır. 2. Abdülhamit dönemindeki kayıtlarda fuhşun, Tarlabaşı civarında yasaklanması halinde şehre yayılacağını ve bunun önlemi olarak burada fuhşa göz yumulmasına yönelik raporlar bulunmaktadır.1905 yılından sonra Galata ve Tarlabaşı civarında, 100'den fazla 'umumhane' olduğu bilinmektedir. Prof. Dr. Vahdettin Engin'in bu döneme dair yayınladığı bir şikayet dilekçesi durumu anlatır niteliktedir. 1910 yılına ait bu şikayet dilekçesi Tepebaşı, Galavari Sokağı'nda yaşayan birine aittir;"Burası namuslu ailelerin ikamet ettiği bir yerdir. 8 numaralı hanesinde Terasa, 9 numaralı Romono Aleksandra, 10 numarada Romanyalı Aştoryer, umumhane işletiyorlar. Her ne kadar bunların odalarını kiraya verdiklerini iddia etseler de, buralarda kalan kadınlar ahlaksızlığın zirvesi denilebilecek ölçüde rezillikler yapmaktadırlar. Evlerine müşteri almakta, sokaktan gelip geçenlere laf atıp sarkıntılık etmekte, pencerelerden sokağa pis şeyler atmakta, hepimiz küfretmektedirler."Galata çevresinde yapılan fuhuş, sık sık Türkiye'ye o dönem gazeteci olarak gelen Hemingway'ın notlarına da yansır. 1915 yılında Çanakkale Savaşı'nı yazmak için Türkiye'ye gelen Hemingway, Galata'da bir umumhaneye gider. Buradaki işletmeciye, "Sizce hangisi? Türkler mi, Rumlar mı, İngilizler mi?" diye sorunca işletmeci, "Hepsi aynı gelirler, işlerini görürler." diye cevap verir.Osmanlı'da şeriat hükümlerinin olmadığını, fuhuş cezalarında bile net bir şekilde görebilmekteyiz. Ancak yalnızca iki olay bunun dışında kalır. 1680 yılında Aksaraylı Abdullah Efendi'nin karısı, Musevi biriyle basılır. Rumeli Kazaskeri, bunun üzerine kadına 'recm' yani taşlama cezası verir. Bu olay, ilk olmasıyla dikkat çeker. İstanbul'da herkes olayı görmeye gelir ve gelenler arasında, padişah Avcı 4. Mehmet bile vardır.İkinci olay ise bu tarz olayların en betimlemeli anlatıldığı Lale Devri'ne rastlar. Gümüş Endaze Hanım, Ermeni bir delikanlı ile basılır ve kadın, Şeyhülislamın fetvası ile boğdurulup denize atılır. Bu iki olayda, yakalanan erkekler ise idam edilmiştir. Fuhuş sırasında yakalanan erkek, ya sopa ya da şehirde eşeğe ters bindirilerek ve kafasına işkembe geçirilerek dolaştırılır.Tarihimizde cinsel yaşantı anlatılarak bitmeyecek hikayelere ve olaylara sahip. Üstelik biz bunları günümüzde rahatlıkla anlatamıyoruz. Öyle ki, sarayda geçen konular hakkında, halen ciddi muammalar söz konusu. Harem hakkında halen doğru bir araştırma yapılabilmiş değil. Böyle bir durumda tarihimizde cinsellik konusu 'hafif' eksik kalmakta... Yeni belgelerin okunması ve araştırılması gerekiyor çünkü oldukça fazla kaynak var. Bahnamelerin çoğu günümüzde mevcut ve bunların çevrilip, yayınlanması gerekiyor.Tarih yazılmaya devam ediyor...KAYNAKLAR:Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, Halil İnalcık / Has Bağçede Ayş-u Tarap, Murat Bardakçı / Osmanlı'da Seks