1965 yılında, Köyceğiz’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Köyceğiz’de, yüksek öğrenimini ise İstanbul’da tamamladı. Edebiyatla, özellikle de şiirle küçük yaşlarda ilgilenmeye başladı. Klasik Arkeoloji ile Türk Dili ve Edebiyatı eğitimi alan Güçlü, edebiyat öğretmenliğinin yanı sıra tarihi coğrafya ve tarihsel çevre üzerine bilimsel çalışmalar yapmaktadır. Yazıları çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanmaktadır.
Eserleri:Asi Yakılsın Dağlara (1992)Rüzgarına Yol Gösteren Martı (2005)Nereye Sığınsam Lacivert (2007)Ayrı Düşeriz (2010)Sizden Önce Geçtim (2020)eserlerinin paylaşıldığı adres: Mustafa Güçlü

görsel
bir yılmaz erdoğan şiiridir.

''Çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar,
Bu zulüm bu sevda bitmezmiş sevmek
Bir halkı sevmekse aşk o zaman sevmekmiş!
(biz bir şeyi delicesine severiz Ama tanrım neyi?)

Kahve önü çatlak mozaik
Bel kemiğine tehdit
Kürsüler üstünde
Çok sigara içen
Öğrenciler ''
üsküdar'da daha önce heybedar'da editör olarak bulunmuş sümeyra hanım ve eşi tarafından açılmış mütevazı bir mekan. selamımızı iletiniz.
bir akşam twitter'da arkadaşlarla cümle türetirken sürekli bu sözü yazmıştım. sonrasında da dergide yayınladım. geçenlerde twitter sayfalarının sözün altına nazım hikmet yazıp bizim derginin kapağıyla paylaştığını görünce şaşırdım. eskiden çalıyorlardı şimdi de başkasının adıyla paylaşıp sözü başkalarına mal ediyorlar.
Keskin, Kırıkkale ilinin bir ilçesidir. Daha önce Ankara iline bağlı olan Keskin, Makina Kimya Endüstrisi Fabrikaları ve Tüpraş Rafinerisi ile gelişerek Türkiye'nin önemli sanayi şehirlerinden olan Kırıkkale iline bağlanmıştır. Keskin şu anda merkez de dahil olmak üzere tüm ilçelerden yüzölçümü bakımından büyüktür.
terzi çıraklığı yapmıştım birkaç yaz, lisedeyken de lokantada çalışmıştım. sanırım en iğrenç kısmıda lokanta kısmıydı. terzi çırağı olarak kalmayı çok isterdim.
Kuyumcu atölyelerinde altın, gümüş gibi değerli madenlerin işlenmesi esnasında kopan parçacıklar ortama dağılır. ... İşte içinde değerli maden bulunan bu toz, çökelti gibi artıklar ramat olarak adlandırılır.
zaman zaman ziyaret edip alper gencer'in yazdıklarını okuduğum web sitesidir. site yazaları arasında birol tezcan ve ali lidar da var
görsel
İnsan kaç heceden meydana gelir? İnsan kaç sevda harcar edepli bir yalnızlık için.İçimizin türküleri şimdi nasılda suskun değil mi? Geceden sabaha sürgün bir acıyı taşımaktan, omuzları düşmüş yalnızlığımızın. Peki ya kaç zaman daha çaresizce bekleyeceğiz, göğüs kafesimizden firar eden ebem kuşlarını. Şimdi sevda kara gözlü bir dev gibi sanki. Şimdi sevda sadrımıza saplanmış paslı bir bıçak gibi. Kaç vurgun daha yiyeceğiz umarsız kalplerin ellerinden. Bazen insan cevabını asla bulamayacağı soruları sormaktan imtina etmiyor işte. Şimdi ben bunca soruyu kime sordum diye düşünürken, üst katımda ki komşumun çocuklarına bağırışlarının sesi aklımın odalarında cirit atar durur. Bugün Cuma, hafta sonundan bir durak öncesi? Kalbimi saran kent meydanları kalabalığıdır şimdi yalnızlığım. Elimde soğumaya yüz tutmuş çay fincanı ile dalarken acının en derin kuytularına, ömürden bir günü daha yolladığıma sancılanıyor kalbimin bezgin yanları. İçimden mırıldanırcasına söylerim bir ayrılık şarkısı. Gri bulutları masmavi düşünürüm, sonra güvercin curnatalarına komşu olurum. Belki bir gün kalbimin kentlerine de özgürlük gelir. Sevdanın gül kokulu pankartlarını asarım yüreğimin balkonlarına.Radyoda çalan şarkıya gidiyor şimdi yüreğim. Haluk levent'in şarkısı çalıyor sisli ve yağmurlu bir günün akşam üzerinde. "Elfida" diyor. O Elfida dedikçe; geçen gün okuduğum kitaptaki karakterler geliyor aklıma. Elfida ve Egemen... Nasılda seviyorlardı birbirlerini. Sonra okurken ne kadar çok ağladığım geliyor gözlerimin önüne. Bir sevda daha yarım yamalak kalıyor. Peki biz nasıl kalkabileceğiz o kadar yarım kalmış sevdaların yükünün altından. Ara ara soruyor kalbim aklıma bu soruyu. Yine cevabını bilmediği sorulara gebe kalıyor aklım. "Elfida" diyor "sen eski bir şarkısın beni fark etme sakın... Omzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın..." diyor Haluk abi. Bir anı tazeleniyor anılarımın arasından. Annesizliği buram buram tadan bir çocukluk anıma gidiyorum zamandan kopup. Anılarımda ki yeşil gözlü küçük kızın sarı saçlarını babaannesi tarıyor. Küçük kız evin içinde yankılanan zil sesine koşuyor, bakıyor ki Haluk abisi gelmiş. Aslında gelen sadece bir elektrikçi ama nasılda benziyor o küçük kızın Haluk abisine. Hatırıma düşen anı ile geriliyor dudaklarımın kenarları. Gün yüzü görmek için yalvaran gamzelerimin gözleri kamaşıyor arzu ettiği gün yüzüne kavuşunca.Anılarım akşamın kızıl ufkuna doğru kaçarken, radyoda ki şarkıda bitiyor ve susuyor Haluk abi. Kocaman ev sarkastik bir sessizliğe dönüşüveriyor akşamın kızıllığında. Külçe gibi düşürüyorum bedenimi camın önünde duran tekli koltuğun üzerine. Peki diyorum, peki sevginin ne zaman kamaşacak gözleri, gün yüzü görebilecek mi gamzeleri? Kalbimden bir cılız ses kulaklarıma baskı uyguluyor "insan isterse elbette görebilecek. Bırakmalılar sevdaların gamzesini güneşin dansına, bırakmalılar dursun zaman birazcıkta öyle kalsın..." Bazen düşünüyorum uykusuz bir geceyi sabaha uğurlamaya çalıştığım zamanlarda. İnsan nedir? İnsan sevgiyi neden hor kullanır? İnsan neden böyledir? Biliyorum benim bünyem bağışıklık kazanmıştır cevapsız soruların sessizliğine... Bazen dile geliyor sitemlerim. Bakıyorsun bir gün yakın olan insan, diğer gün sesini bile duyamayacak kadar sağır sana. Yoruluyorum düşünürken... Dizleri tutmayan yaşlı teyzeler gibi çöküyorum kalbimin kaldırım taşlarına. Bazen diyorum ki şu güzelim memleketimde ki ucuz olmayan hiç bir şey gibi, keşke sevdalarda, sevgilerde ucuz olmasa. En azından kimse kimsenin kalbinin arka bahçelerini böyle kolay talan edemezdi. Kimse kimseyi böyle kolayca yorgun düşüremezdi hayattan. İçimde ki karaların aka çıkmadığı bir akşamdan tekinsizce düşüyor sitemlerim, odamın ıssız duvarlarına. Bazen içimizdeki hüzünler öldürmüyor da, bir çift kelam öldürüveriyor iki dirhem bir çekirdek olan kalbimizi. Beti benzi solmuş sevgiler, ayın inceden okunduğu bir gecenin koynunda, kentin ıslak kaldırımlarına düşüyor iç çekerek. Önümüze sürülen yorgunluklarımızın ardından sormamız gerekir belkide, gölgesi bozuk bir gecenin kimsesizliğine. Hadi itiraf edelim demli gözlerimizin ardından kalbimize."Herkes biraz yormaz mı sevgiyi... Herkes biraz hor görmez mi sevenleri.""Yazının Tüm Hakları Korunmaktadır."
''1 mini dergidir'' kendilerini böyle tanıtmışlar. imrendiğim ve hatta kıskandığım keşke böyle bir fanzini ben çıkarmış olsaydım dediğim fanzindir.

“Hoyratız. Pırpırıyız. Harmanız. Yer yer gereksisiz. Kafası güzelken çekilmeziz. İpsisiz. En nihayetinde: Arabeskiz.” görsel
1951 Bingöl doğumlu olan Ali Haydar Haksal, Erzurum'da Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirmiştir.Marmara üniversitesi, İlahiyat Fakültesi İslam Düşüncesi Anabilim dalında yüksek lisans yapmıştır. "Kur'an-ı Kerim'de Güzel Kavramı" üzerine tez hazırladı. Bir grup arkadaşı ile birlikte Yedi İklim dergisinin kurucuları arasında yer almıştır.
merhaba heybedar.com'da yaşadığınız tüm sorunları buradan bildirebilirsiniz.
özel mesaj kısmını kullanamayan yazarlarımız buradan ya da diğer iletişim kanallarından bizlerle iletişime geçebilir.
Gâvur, Türkçede Müslüman olmayan kişileri belirtmek için kullanılan bir sıfattır. Osmanlı Devleti döneminde Farsça gebr sözcüğünden Türkçeye girmiş ve bu dönemde gayrımüslimleri, özellikle de Rumları nitelemek için kullanılmıştır.1856 yılında Osmanlı Devleti içinde ilan edilen ve Osmanlı Devleti bünyesinde yaşayan, hangi dinden olursa olsun herkesin birbiriyle eşit haklara sahip olmasını öngören Islahat Fermanı ile birlikte, Gâvur sözcüğünün de içinde bulunduğu pek çok küçük düşürücü kelime yasaklanmıştır.Sözcük Farsçadan ilk alındığında aşağılama ve hor gösteren bir anlam içermekteyken toplum arasında hızla yayılmış ve Arapça kâfir sözcüğü ile eşanlamlı olarak kullanılmaya başlanmış, hakaret güden anlamını büyük oranda korumuştur.Gâvur sözcüğü Türkçe üzerinden Balkanlardaki pek çok toplumun da diline girmiştir. Bu sözcüğe Bulgarcada Gyaur, Rumencede Ghiaur, Sırpçada ve Hırvatçada Kaurin, Arnavutçada ise Kaurr denmiştir.
Gerçek veya tasarlanmış bir olayın söz veya yazı ile anlatımına hikâye etme (tahkiye) denir. Çok başvurulan anlatım yollarından biri de tahkiyedir. Arapça olan bu kelime: “bir olayı anlatmak, anlatış düzeni” demektir. Kısaca, bir olayın hikâye edilişine tahkiye denir.
hayatımda çok az şeyden bu kadar keyif almışımdır. öğrencilik yıllarımda arkadaşlarla atatürk kitaplığında sabahlar ara verdikçe de bahçesinde sigaraya döner, buz gibi havada sessizliğin ve manzaranın tadını çıkarırdık. evveldi, güzeldi.

görsel
osmanlı döneminde kaşları ve kirpikleri de dahil tüm kılları keserek anadolu'yu baştan başa dolaşan dervişler.
cavlaklara göre insan bedeninde allah mündemiçtir. insan'ın yüzü allah'ın suretidir. bu yüzden yalnız kaşları da değil, kirpikleri de dahil olmak üzere, bütün kıllarını keserler. dertleri, allah'ı pür ve pak temsil etmektir, yansıtmaktır.
Webinar, ya diğer adlandırmalarla web tabanlı seminer, webkonferans ve sanal sınıf, teknoloji ve iletişim ağlarının çeşitlenmesiyle kişi ve kurumların birbirleriyle iletişim kurabildiği çalışma ve etkileşim yöntemlerinden biri. İnternet eksenli seminer, sunum, workshop veya dersler olarak da tanımlanabilir.
Öküz, eski bir kültür sanat (kendi deyimleriyle kültür-fizik) dergisi.
ilk 31 sayıyı haftalık olarak çıkartmışlar sonra 24 olan dergi sayfasını arttırarak aylık dergiye çevirmişler. 90 sayıdan sonra da bırakmışlar. ama içerderki yazar kadrosuna bakınca siz de keşke hiç bırakmasalarmış diyeceksiniz.
Öküze saman ve su verenler ; Altay Martı , Aslan Özdemir , Atilla Atalay , Bahadır Boysal , Bahadır Baruter , Can Kozanoğlu , Can Yücel , Can Barslan , Cezmi Ersöz , Derya Sayın , Devrim Sevimay , Ender Özkahraman , Ercan Akyol , Erdal Belenlioğlu , Ferhan Şensoy , Fikret Bekler , Gani Müjde , Gürcan Türeci , Halit Turhanlı , Haydar Ergülen , Kemal Gçkhan , Kutlu Esendemir , Lütfi Oflaz , Mehmet Çağçağ , Mesut Ceylan , Mesut Kara , Metin Üstündağ , Murathan Mungan , Musa Kart , Nihat Genç , Orhan Koçak , Orhan Pamuk , Ömer Laçiner , Sezai Sarıoğlu , Sunay Akın , Tuncay Akgün , Tuncel Kurtiz , Tuncer Erdem , Ümit Kıvanç , Vedat Özdemiroğlu , Yavuz Taran , Yasin Adıyeke , Yıldırım Türker , Yılmaz Erdoğan , Zafer Temoçin
Alkatraz Kuşçusu, Burt Lancaster'ın başrolünü oynadığı, yönetmenliğini John Frankenheimer'in gerçekleştirdiği 1962 ABD yapımı bir sinema filmi.

“Birdman of Alcatraz''